dropdown

16 Kasım 2016

Anne sütü'nün sonuna doğru | Emzirmeyi kesmek

Bu yazıyı yazmaya başladığım 6 kasım 2016 günü Kerem tam 10 ay 14 günlük. Yani 10,5 aylık ve ben nerdeyse anne sütümün sonuna geldim. 

Aslında iş için 3 gece 4 gün Almanya seyahatimden dönüşte sütümde bir azalma olduğunu hissetmiştim ama asıl azalma bu hafta oldu. Her öğlen 2 gibi iş yerinde süt sağıyorum. İlk işe başladığımda günde 2 kere sağıyordum ama Almanya dönüşü günde 1'e düştü. Bir süre günde 1 kere sağarak aşağı yukarı hep aynı miktarı çıkarıyordum, 150-160cc gibi. Fakat bu hafta inanılmaz bir şekilde hergün 20cc azaldı. Pazartesi gününe 150cc ile başlamıştım, 140, 120, 100 derken Cuma günü yarım saat sağdım 80cc zor çıktı. 

Bunu itiraf etmek biraz tuhaf, biraz zor ama nasıl üzülüyorum anlatamam.  İlk emzirdiğim günler aklıma geldikçe, bugün hissettiklerime inanamıyorum. Emzirme hikayemi okuyanlar bilir... İlk 3 ay emzirmekten nefret ediyorum diye ağlıyordum. Emzirirken acıdan elimi az ısırmadım, yatakları az dövmedim. 

O günlerde "sütüm kesilse hiç üzülmem, hatta sevinirim" diyordum. Tuzum kuruydu tabi, güldür güldür süt geliyordu. O zamanlar günde 2 paket (140-150cc'lik) ekstra süt çıkarıyordum. Üstelik sadece sağmaya mecbur kaldığım zamanlarda bu kadar çıkıyordu. Biraz daha üzerine düşseydim çok daha fazla süt üretebilirdim ama bir süre sonra sağdığım sütler çok gelmeye başlayınca bari boşu boşuna kendimi yormayayım demiştim. Düşün yani ne bolluk ne bereket. O kadar çok süt vardı ki, süt anne bile olmayı düşünmüştüm. Sonunda olamadım ama bu girişimim sayesinde çok tatlı bir arkadaş kazandım 😊

Gittikçe acılar geçti... Emzirmek dünyanın en kolay şeyi oldu. Kerem'in kilo alımı da iyi olduğu için doğru düzgün yemek yemeye 7 aylık olana kadar başlamamıştı. Nasılsa süt onu doyuruyor diye içim de rahattı. Ne mama, ne yemek, aç emzir, Kerem'in yemeği her daim hazır.

O yüzden şimdi sütümün azalmasına inanamıyorum. Sanki hiç bitmeyecek gibiydi. Zaten 1 yaşına kadar emzirmeyi düşünüyordum ama, benim insiyatifimle değil de kendiliğinden azalınca, sanki bu bana bahşedilen özellik elimden alınıyormuş gibi hissettim sanırım ve iyice kıymete bindi. 

Bir de olayın vicdan azabı boyutu var. Bir annenin bebeğine yetemediği duygusu kadar can acıtan birşey olamaz. Bebeğin aç, memene yapışmış senden süt isterken, o sütün gelmemesi, veya geldiği kadarının O'na yetmemesi bir anneyi o kadar üzer ki, yaşayan bilir sadece. 

Kerem'e hiç mama vermemiştim, ama gün içinde bıraktığım süt yetmediğinde mama takviyesi yaptım bir iki kere. Kerem'in mamayı sevmemesi ve aç olmasına rağmen o biberonu itmesi ne kadar üzücüydü anlatamam. "Hadi annecim, bak bunu içmen lazım, napalım süt yok, elimizde bu var, bu senin karnını doyurucak" diye onu içmeye ikna etmek... Ve bu cümleler eşliğinde göz yaşlarını tutamamak... O senden süt istiyo ama yok ki... Napıcam?! 

Olaya belki fazla duygusal yaklaştım ama elimde değil. Şimdi şimdi biraz daha alıştım duruma... Yazıyı yazmaya başladığımdan beri bir hafta geçti. Zaten yemek yediği için mamaya çok gerek kalmıyor. Artık günde 3 kere anne sütü alıyor. Gece emzirmesini kestiğimden beri sabah uyanınca, ve gece yatmadan emiyor ve günde bir kere sağdığım sütü sabah ilk uykusundan uyanınca biberonla içiyor. Bunun dışında gün içinde mama almıyor. Uykudan uyanınca 80cc sütü içiyor ve yetiyor gibi gözüküyor. Mamayı sadece dışarı gezmeye çıktığımızda yanımıza garanti olsun diye alıyorum. Olur da emzirecek durumda olmazsam, veya emzirsem de süt yetmezse diye.

Hala günde bir kere sağmaya devam ediyorum, gittiği yere kadar. Bir süre sonra eğer sağacak kadar çıkmazsa, sadece sabah ve akşam olmak üzere emzirmeyi planlıyorum. Zaten 1 yaşına geldiğinde inek sütünden muhallebi yemeye de başlayacak. O nedenle öğlen sütünü kaldırmakta sakınca olmaz diye düşünüyorum. 

Planladığım gibi emzirmeyi bir anda kesmeye hazır değilim, bu süreçte bunu anladım. Kerem'den daha fazla ben zorlanacağa benziyorum. O yüzden zamana yaymaya karar verdim. Gittikçe azalıyor zaten, önce sağmayı bırakırım sonra da günde bir kereye düşer ve biter. Zaten çok da uzun süreceğe benzemiyor. Anca 1 yaşını buluruz bence.

Herşeye rağmen çok şükür... 7 ay sadece anne sütüyle beslendi Kerem. Azalsa da nerdeyse 11 aylık oldu ve hala da anne sütü alabiliyor. Bunu yapamayadabilirdim... Çok şükür ki bugüne kadar emzirebildim.
Bu yazıyı okuyup da, benim gibi hissedenleriniz vardır eminim. İster hiç süt verememiş olun, ister hala dolu dolu emziriyor olun, ister benim gibi anne sütünüzün sonuna gelmiş olun... önemli olan bebeklerimizle kurduğumuz bağ. Ve bu bağ, ömür boyu bizim!
 

06 Kasım 2016

Uyku eğitiminin ilk haftası nasıl geçti? | UYKU EĞİTİMİ Yazı Dizisi - 5


1 Kasım 2016, gündüz uykularında aynı uyku eğitimi yöntemini deneyeceğimiz ilk günümüz. Yani kısaca eğitimdeki ilk günümüz diyebilirim. Uyku Eğitimi yazı dizime buradaki linkten ulaşabilirsiniz.


Bebeğin bir rutine sahip olabilmesi için, hergün aşağı yukarı aynı saatlerde aynı şeyi yapması çok önemli. Böylece bir süre sonra bebekte bir beklenti algısı oluşacaktır. Mesela banyodan sonra uyumak gibi.

05 Kasım 2016

Kerem'in uyku eğitimindeki ilk gecesi nasıl geçti? | UYKU EĞİTİMİ Yazı Dizisi - 4



Bu yazıda Kerem’e uyku eğitimine başladığım ilk gece adım adım neler yaptığımdan ve Kerem’in verdiği tepkilerden bahsetmek istiyorum. Sanırım en merak edilen yazı bu olmalı. Uyku Eğitimi yazı dizime buradaki linkten ulaşabilirsiniz.

31 Ekim 2016 Pazartesi akşamı 18.30’da akşam yemeği sofrasından kalktık ve her akşamki gibi salonda oyun oynadık. Birkaç gündür zaten her fırsatta Kerem’e Pazartesi akşamı uyku eğitimine başlayacağımızı, artık kocaman olduğunu ve yatağında kendi kendine uyuyacağını anlatıyordum ama o akşam da gerek yemek sırasında gerek oyun oynarken hep yatağında uyuyacağını, bu akşam kucağa alınmayacağını anlattım. Saat 19.30 gibi, 15dk sonra banyo zamanı olduğunu ve banyodan sonra uyku vakti olduğunu hatırlattım. 19.45'te banyo yaptırdıktan sonra alt değiştirme ünitesinde sırasıyla kuruladım, altını bezledim, kremleyip masaj yaptım, pijamalarını giydirdim, çoraplarını giydirdim ve alıp emzirdim. Eskiden banyo sonrası onu yatağının içine koyardım ve orda giydirirdim. Bu sefer yatağının içine koymamaya dikkat ettim, herşeyi alt değiştirme ünitesinde yaptım. Yerde de yapabilirdim, belki ilerleyen günlerde yere transfer oluruz. 

04 Kasım 2016

Teorik olarak nasıl bir Uyku Eğitimi yöntemi seçtim? | UYKU EĞİTİMİ Yazı dizisi - 3



Öncelikle rutin çok önemli. Kerem 40 günlük olduğundan beri çok güzel bir akşam rutini ve düzenli gündüz uykuları var. Bu bizim avantajımızdı tabiki. 
Hangi yöntemi seçerseniz seçin teorik olarak uyku eğitimine gece uykusuyla başlamak ve gündüz uykularının iyi olduğu bir günün sonunda başlamak en iyisi deniyor.

03 Kasım 2016

Eğitim öncesi son 1 ay ne durumdaydık? | UYKU EĞİTİMİ Yazı dizisi – 2



Bir önceki yazıda anlattığım gibi yaşadığımız uykusuz gecelerden sonra artık bir şey yapmam gerekiyordu. Uyku benim için çok önemliymiş, bunu Kerem'in doğumu ile anladım. 
Kerem’in uykuları özellikle son 2-3 haftadır, yani 9. Ayını bitirip 10. Ayının içine girdiğinden beri iyice kötüleşti. Gündüz uykularında mutlaka 45. dk’da uyanıyor ve tekrar uyutabilmek için kucağa almamız gerekiyordu. Akşam uykularında da yattıktan sonra 30 veya 45 dakika sonra kalkıyor, kucağa alınca hemen uyumaya devam ediyor ama yerine koyana kadar 15dk geçiyordu.

02 Kasım 2016

Uyku eğitimine başlamaya nasıl karar verdim? | UYKU EĞİTİMİ Yazı dizisi – 1



Bu yazı Uyku Eğitimi’ne nasıl karar verdiğimi, ve karar verirken ki gerekçelerimi anlatıyor. Detaylar diğer yazılarda devam edecek. Uyku Eğitimi yazı dizime buradaki linkten ulaşabilirsiniz.

Kerem doğduğundan beri kucakta uyuyor diyebilirim. İlk haftalarda zaten günün çoğunu uyuyarak geçirdiği için çoğu zaman emerken uyuyakalıyordu ve onu zorla uyandırıp emmesine devam ettirtmeye çalışıyordum. Tabi ki hiçbir zaman uyandırmayı başaramadım :)

05 Ekim 2016

Çalışan Anne || Doğum izninin ardından işe başlamak



Bu yazıyı 2 aydır yazmayı planlıyorum. İlk karar verdiğimde başlık "tatil başlarken" olacaktı... Şimdiki başlığa bakınca, durumun vahameti görülüyor. Tatil dönüşü tek başıma çocuk bakarken bloğu çok boşlamışım... Artık geri dönüş vaktidir!

8 Haziran'da İstanbul’dan yola çıkmıştık... İlk günlerimde çok bocaladım, evimi düzenimi çok aradım. Kerem'in mükemmele yakın olan uyku düzeni yazlıkta alaşağı olunca, İstanbul’a geri dönmeyi bile düşündüm. Uykusuzluktan sinirlerim iyice bozuldu, tatile çıktığıma pişman oldum.

Bu durum o günlerdeki instagram postlarıma da yansımış olacak ki, Ufuk'un yazdığı bir yorumu unutamıyorum... "Tatilde olan bir seni kıskanmıyorum" yazmıştı bana... Haklıydı, kıskanılacak bir yanım yoktu, gecede 5 kere uyanıyordum ve sabah 6da kalkıyordum. 

Bir hafta sonra biraz daha iyiydim. “İstanbul'a dönüp de ne yapacağım”, diye düşünmeye başladım. “En azından burda annem var, yalnız değilim, bana destek olan insanlar var”

Bodrum’da 2 hafta kalıp sonra Çeşme'ye geçtik. Babaanne, büyükbaba, nine... Yediğim önümde, yemediğim arkamda bir tatil geçirdim. Üstelik her sabah büyükbaba 6’da kalkıp Kerem'i aldı, ben 10’a kadar uyudum. Uyandığımda kahvaltım hazırdı. Öğlen ne yiyecez derdi yoktu, babaanneyle nine her şeyi planlayıp hazır ediyorlardı. Biri Kerem’i uyutuyor, öteki onla oyunlar oynuyor ve karı koca biraz hava alalım diye bizi baş başa denize bile gönderiyorlardı. Nerdeyse sıfır sorumlulukla 1 ay geçirdim. O zamanlar biberondan da gayet güzel sütünü içiyordu. Henüz 6 aylıktı ve "anneci" günleri daha başlamamıştı.

Çeşme’deki 4 haftadan sonra normalde İstanbul’a dönmemiz gerekiyordu. Malum, 19 Eylül işe başlama tarihim. Öncesinde bakıcı bulmak, ona evi ve düzeni alıştırmak gerekiyordu. Ayrıca eve kamera kurdurmak, ve işe başlamadan önce yaptırmam gereken irili ufaklı tamir işlerini halletmek gerekiyordu. Oturduk düşündük, daha zaman vardı, ve güneyde olmaya iyice alışmıştım. “Hem İstanbul’a dönüp ne yapacağım, işler elbet hallolur” diye düşünüp annemin yanına Bodrum'a döndüm.

Bu son 2 haftalık Bodrum tatili bütün yaza damgasını vurdu, çok güzel bir tatil geçirdik. Artık evden uzakta olmaya iyice alışmış, kurallarımın çoğunu yıkmış, daha rahat bir anne olmuştum. Bodrum’u 3 şort ve 5 t-shirtle geçirdim, abartısız! Yıka yıka giy ne olacak, fazla giysiye ihtiyaç yok ki. Yaz başında Kerem’in ihtiyacı olur diye taşıdığım onca şeyin nerdeyse hepsini Efe’yle İstanbul’a geri göndermiştim. Tatilimizin son ayağına, bir küçük bavul, Kerem ve benim için minimum kıyafet ve bir park yatakla girdik. Puzzle mat yerine yere bir örtü serdik. Küvet yerine kucağımda beraber yıkandık. Kabızlığı yüzünden ek gıdayı bile kestim, yemek derdi de olmadı, her fırsatta emzirdim ki karnı doysun. Yapışık ikiz gibi her yere beraber gittik, hep pusetinde uyudu, geceleri arada yanıma yatırdım, koyun koyuna uyuduk. Her gün ayrı bir koya denize gittik, denizden en erken 8’de eve döndük. Nereye gitsek çimenli bir yer seçtik ve Kerem’i hep yerlere koyduk ki rahat rahat oynasın, çimenleri yolsun. Bazen deniz sonrası direkt akşam yemeğine bağladık, zifiri karanlık olmadığı için Kerem’i uyutamadım, bizimle oturdu ve arabaya biner binmez oto koltuğunda sızdı. 

Son 10 senenin en uzun yaz tatiliydi... 2 ay hiç eve dönmeden güneyde kaldım... İlk başlarda bir türlü memnun ve mutlu olamadım ama Bodrum'daki son 2 hafta belki de hayatımın en güzel tatillerinden biri oldu.

O kadar güzeldi ki, İstanbul’a dönmek beni ilk hafta depresyona soktu ve 3 kilo vermemi sağladı. Annem, Merih anne derken, 2 aydır bir annenin varlığına o kadar alışmışım ki... Dönünce ne yapacağımı şaşırdım. Özellikle yalnız kaldığım ilk pazartesiyi unutamıyorum. Kerem 6.30da kalktı! Uyanmak zorundayım çünkü evde başka kimse yok! Ve kahvaltı hazırlamam lazım... Ama ne hazırlayacağım ki??? Bir panik dalgası

Eğer yeni anneysen ve bebeğin en gıdalara yeni yeni geçiyorsa beni anlarsın. Belli bir tecrübe ve planlama gerektiriyor bu yemek işi. Mesela peynirini geceden suya koyman lazım ki tuzu gitsin. Yoğurdu geceden mayalaman lazımki ertesi güne hazır olsun. Evde yiyecek sebze meyve bol olmalı hazırda, ki öğünü geldiğinde hemen bir çorba yapıver veya meyve verebil.

İlk pazartesi bir uyandım, zaten afyonum patlamamış, zaten yalnızım, zaten depresyondayım...  Bir de uyanır uyanmaz acıkmam ben, en az 2 saat sonra yerim. Haliyle kahvaltı hazırlayacak olma duygusu bile midemi bulandırmaya yetiyor. Ama el mecbur, mutfağa gidiyorum... Bir de ne göreyim?! Peynir koymamışım ki! E ne yiyecek bu çocuk? “Salatalık vereyim kemirsin bari”. O sırada ben de omlet yapayım yumurtanın sarısından. Ama o da ne?! Yüzünü ovuşturuyor bu çocuk. Tabi ben yataktan kalkıp kahvaltı hazırlayana kadar saat 8.30 oldu, uykusu geldi. Uykusu varken zaten yemek yemez ki... Yemekleri alıp alıp atıyor her yere, kafasına yüzüne sürüyor. Mecbur banyoya götürüyorum... Çığlık kıyamet yıkıyorum Keremi... Sonra can hıraş alt bağlama, temiz kıyafet giydirme derken ohh çok şükür meme var da susuyor. Emerken uyutuyorum artık. 6 aylık olana kadar hep ayakta kucağımda salladım ama artık 8,5 kg oldu ve benim artık ayakta kucakta gezdirerek uyutmaya gücüm yok. Uyutup koyuyorum yanıma, ben de yanına kıvrılıveriyorum. Beraber yatarsak 1,5 saat uyur, yoksa 45dk…

Bir de kabızlık derdi var. Bodrum’da başladı. 5 gün yapmadı, tam fitille yaptırayım dedim, kendiliğinden yaptı. Sonra 4 gün yapmadı. Belli ki ek gıdalardan biri dokunuyor diyerek kestim herşeyi, sıfırladım, sadece anne sütüne döndüm. İstanbul’a gelmemizle tekrar başladım yemeklere, ve tekrar kabız oldu.

İlk pazartesiyi atlattıktan sonra diğer günler nispeten daha kolaydı. Hala ne pişiricem derdi vardı ama internetten youtube’dan araştırmaya başladım, çeşitli sebzeler aldım, çorbalar yaptım. Bu arada BLW’de yalan oldu. Önüne haşlayarak koyduğum, veya birşekilde kendi kendine yiyecileceği forma getirdiğim, patates dahil hiçbir sebzeyi yemeyince, kaka yapabilmesi için zorla sebze çorbası içirmeye başladım. Ama kaşığa karşı tepkiliydi, ağzını hiç açmıyor, kafasını çeviriyor, eliyle itiyor, en sonunda çok ısrar edersem ağlamaya başlıyordu. Bu inat öyle bir hal aldı ki, birkaç gün sonra mama sandalyesine oturtmaya çalışmamla ciyak ciyak ağlamaya başlar oldu. Bu en korktuğum şey… Çünkü ben istiyorum ki, yemek sofrada yeniri öğrensin. Mama sandalyesi sadece yemek yemek için kullanılan bir araç olsun, orda oyun oynanmasın, yemek yensin ve kalkılsın. Eğer mama sandalyesinden nefret ederse, peşinden koşarak yemek yedirmem gerekir ki, bu heryerin batması anlamına gelir.

Çareyi zorlamamakta bulduk. Mama sandalyesine oturtup ağlamasın diye önüne kendi tutabileceği yemekler koymaya devam ettim. Birkaç gün hiç kaşıkla beslemedim ve çok şükür o ağlamaları geçti. Sonrasında da, su veriyorum diye ağzını açtırdığımda bir kaşık çorba tıktım. Biraz kendi yedi, biraz ben tıktım, böyle böyle bugünlere geldik.

Kabızlığını da kuru kayısı ile yendik. Hala zor yapıyor ama en azından hergün yapıyor. Kuru kayısıyı iyice haşlayıp yumuşacık bir hale getiriyoruz ve o şekilde kaşıkla yediriyoruz. Allahtan seviyor.

Konuyu baya dağıttım… Geri dönecek olursak, 5 Ağustosta İstanbul’a döndükten sonra kendime gelmem 2 hafta aldı. Birsen Abla ve ablam arada bana yardıma geldi. Geldiğimin ilk haftası eve kamera ve klima taktırdım, ve yoğun bir bakıcı arayışına girdim. Depresyonumun en temel sebebi de işte bu bakıcı arayışı. Ben sanıyordum ki, etraf bakıcı dolu, döner dönmez günde 10 kişiyle görüşmeler yapacağım… Ama öyle olmuyormuş. İlk hafta tamamen etrafa, ajanslara haber salmakla geçti. Ektiğim tohumların ürününü anca 1 hafta sonra almaya başladım.

4 kadınla görüştüm… 5. Görüştüğüm kişi Şemşat’tı. 14 Ağustos’ta görüştük ve şimdiye kadar görüştüklerim içinde tek referans verebilen bakıcıydı. Kanım da kaynadı, ve ilk görüştüğümüzde prensipte anlaştık. 1 hafta süre verdik birbirimize, diğer insanlarla görüşmek için, ama haftanın sonu gelmeden “kesin” olarak anlaşmıştık. Ne var ki 1 eylülde başlayabiliyordu, ve bu benim 2 hafta daha idare etmem gerektiği anlamına geliyordu. Ne yapalım, katlanıcaz, iyi bir bakıcı bulmak kolay iş değil, her istediğin aynı anda olmuyor.

Madem yalnızım, işleri hallettim, bakıcıyla da prensipte anlaştım, bari 4 günlüğüne annemlerin yanına gideyim dedim, Melda, Kerem ben beraber Datça’ya gittik. Anne gibisi yok, 4 gün onlar Kerem’le ilgilendi, ben de biraz dinlendim, kendime geldim. Bu sefer İstanbul’a dönüşüm ilk seferki gibi bir depresyon etkisi yaratmadı. Ama hala yalnız olduğumdan, ve Kerem’in yere attıklarıyla beslenmekten en azından 68 kiloya kadar indim. Arada Birsen abla ve çocuklarıyla görüştüm, o bana geldi yardıma derken, böyle böyle zaman geçti ve Şemşat 5 Eylül’de bizde işe başladı.

İşe başlayana kadar 2 hafta zamanımız vardı. Birbirimize çabuk alıştık diyebilirim ama o iki hafta hayal ettiğim gibi geçmedi. Ben bakıcı olunca tatilde gibi olurum zannediyordum, ama haliyle kadına evin düzenini birinin öğretmesi gerektiğinden, o iki hafta ben de dolu dizgin çalıştım. Sonuç, bir kere bile havuza inemedim, doğru düzgün dinlenemedim. Ama olsun, en azından evde bir yardımcı var, artık mutfağı ben temizlemek zorunda değilim, yemek pişirmek ve çamaşır gibi işlerle ilgilenmek zorunda değilim.

19 eylül’de işe başladım. Sanki 10 ay ara vermemiş gibi hissediyorum, adeta dün işteymişim gibi hissettim. Ve kesinlikle işe başlamak bana çok iyi geldi. Bir kere, ne kadar uykusuz olsam da, sabah kalkıp, saçımı tarayıp giyinip makyaj yapıp evden çıkmak, ve masamda otururken, çayımı soğumadan içebilme lüksüne sahibim. Sosyalleşiyorum, iş arkadaşlarımla sohbet ediyorum, ve bir düzen içinde çalışıyorum. Evdeki kaotik ortam burda yok. En önemlisi kulağımda devamlı bir bebek ağlaması yok. Kerem için ilk gün baya zor geçti, uyurken çok ağladı ve biberonu reddetti ama 1. Haftanın sonunda O da baya alışmıştı. İlk bir hafta her öğlen eve emzirmeye gittim, ama 2. Hafta buna gerek kalmadı, süt içmesini de bir düzene oturtmaya başladık.

Bu yazıyı yazdığım tarih itibariyle işe başlayalı 2,5 hafta oldu ve ben hala işe gittiğim için çok mutluyum. Artık Pazartesi sendromum kalmadı, aksine Şemşat’ın izinli olduğu Pazar sendromum var J Kimi çocuk bakmayı, evde çocuklarıyla olmayı çok sever, ve bunu doğal bir içgüdüyle zorlanmadan yapar. Ben bu 9 aylık süreçte gördüm ki, ben diğer gruptayım – evden çıkması gereken, evde kalsa hasta olan o tiplerden.

Eğer bu yazıyı bir “anne” olarak okuyorsan, hatta şu an doğum iznindeysen, ve işe başlayacağın için karalar bağlıyorsan… Üzülme, yalnız değilsin! İşe başlamadan önce 1 ay ağladım, bebeğimi elin kadınına bırakıp nasıl işe gideceğim, bensiz ne yapacak diye. Annemin bana yaptığını ben de bebeğime yapacağım, onu bırakıp işe gideceğim diye vicdanım çok sızladı. Ama bak! Gayet normal bir insan oldum. Benim gibi bir sürü çocuk var annesi çalışan ve hepsi de gayet sağlıklı, sorumluluk sahibi bireyler. Annelerinden ayrı kalıyorlar diye psikopat olmuyorlar, hatta kendi ayakları üzerinde durmaya belki de mecburen daha erken başlıyorlar… Sen de işten geldiğinde, bebeğin uyuyana kadar olan süreyi onunla oynayarak, hep O’nun yanında olarak geçireceksin, ve böylece senden ayrı kaldığı gündüz saatlerini O’na unutturacaksın. Bebek bilecek ki “anne” saatim geldi. Kaliteli zaman diyorlar ya şimdi, işte sen de bebeğinle ilgilenerek, telefona tablete bakmadan bütün dikkatini O’na vererek O’nun yanında zaman geçireceksin… Hem zaten bir düşünsene; izinde evde olduğun zamanlarda ne kadar çocuğunla oturup oyun oynayacak zamanın oluyordu? Toplama baktığında belki de bebeğinle asıl çalışırken daha uzun zaman geçiriyor olacaksın.

Çalışan bir kadınsan, çalışan bir anne olmak senin ve dolayısıyla bebeğin için bence en sağlıklısı… Ve inan bana, biraz ayrı kalmak, sana da iyi gelecek J