dropdown

05 Ekim 2016

Çalışan Anne || Doğum izninin ardından işe başlamak



Bu yazıyı 2 aydır yazmayı planlıyorum. İlk karar verdiğimde başlık "tatil başlarken" olacaktı... Şimdiki başlığa bakınca, durumun vahameti görülüyor. Tatil dönüşü tek başıma çocuk bakarken bloğu çok boşlamışım... Artık geri dönüş vaktidir!

8 Haziran'da İstanbul’dan yola çıkmıştık... İlk günlerimde çok bocaladım, evimi düzenimi çok aradım. Kerem'in mükemmele yakın olan uyku düzeni yazlıkta alaşağı olunca, İstanbul’a geri dönmeyi bile düşündüm. Uykusuzluktan sinirlerim iyice bozuldu, tatile çıktığıma pişman oldum.

Bu durum o günlerdeki instagram postlarıma da yansımış olacak ki, Ufuk'un yazdığı bir yorumu unutamıyorum... "Tatilde olan bir seni kıskanmıyorum" yazmıştı bana... Haklıydı, kıskanılacak bir yanım yoktu, gecede 5 kere uyanıyordum ve sabah 6da kalkıyordum. 

Bir hafta sonra biraz daha iyiydim. “İstanbul'a dönüp de ne yapacağım”, diye düşünmeye başladım. “En azından burda annem var, yalnız değilim, bana destek olan insanlar var”

Bodrum’da 2 hafta kalıp sonra Çeşme'ye geçtik. Babaanne, büyükbaba, nine... Yediğim önümde, yemediğim arkamda bir tatil geçirdim. Üstelik her sabah büyükbaba 6’da kalkıp Kerem'i aldı, ben 10’a kadar uyudum. Uyandığımda kahvaltım hazırdı. Öğlen ne yiyecez derdi yoktu, babaanneyle nine her şeyi planlayıp hazır ediyorlardı. Biri Kerem’i uyutuyor, öteki onla oyunlar oynuyor ve karı koca biraz hava alalım diye bizi baş başa denize bile gönderiyorlardı. Nerdeyse sıfır sorumlulukla 1 ay geçirdim. O zamanlar biberondan da gayet güzel sütünü içiyordu. Henüz 6 aylıktı ve "anneci" günleri daha başlamamıştı.

Çeşme’deki 4 haftadan sonra normalde İstanbul’a dönmemiz gerekiyordu. Malum, 19 Eylül işe başlama tarihim. Öncesinde bakıcı bulmak, ona evi ve düzeni alıştırmak gerekiyordu. Ayrıca eve kamera kurdurmak, ve işe başlamadan önce yaptırmam gereken irili ufaklı tamir işlerini halletmek gerekiyordu. Oturduk düşündük, daha zaman vardı, ve güneyde olmaya iyice alışmıştım. “Hem İstanbul’a dönüp ne yapacağım, işler elbet hallolur” diye düşünüp annemin yanına Bodrum'a döndüm.

Bu son 2 haftalık Bodrum tatili bütün yaza damgasını vurdu, çok güzel bir tatil geçirdik. Artık evden uzakta olmaya iyice alışmış, kurallarımın çoğunu yıkmış, daha rahat bir anne olmuştum. Bodrum’u 3 şort ve 5 t-shirtle geçirdim, abartısız! Yıka yıka giy ne olacak, fazla giysiye ihtiyaç yok ki. Yaz başında Kerem’in ihtiyacı olur diye taşıdığım onca şeyin nerdeyse hepsini Efe’yle İstanbul’a geri göndermiştim. Tatilimizin son ayağına, bir küçük bavul, Kerem ve benim için minimum kıyafet ve bir park yatakla girdik. Puzzle mat yerine yere bir örtü serdik. Küvet yerine kucağımda beraber yıkandık. Kabızlığı yüzünden ek gıdayı bile kestim, yemek derdi de olmadı, her fırsatta emzirdim ki karnı doysun. Yapışık ikiz gibi her yere beraber gittik, hep pusetinde uyudu, geceleri arada yanıma yatırdım, koyun koyuna uyuduk. Her gün ayrı bir koya denize gittik, denizden en erken 8’de eve döndük. Nereye gitsek çimenli bir yer seçtik ve Kerem’i hep yerlere koyduk ki rahat rahat oynasın, çimenleri yolsun. Bazen deniz sonrası direkt akşam yemeğine bağladık, zifiri karanlık olmadığı için Kerem’i uyutamadım, bizimle oturdu ve arabaya biner binmez oto koltuğunda sızdı. 

Son 10 senenin en uzun yaz tatiliydi... 2 ay hiç eve dönmeden güneyde kaldım... İlk başlarda bir türlü memnun ve mutlu olamadım ama Bodrum'daki son 2 hafta belki de hayatımın en güzel tatillerinden biri oldu.

O kadar güzeldi ki, İstanbul’a dönmek beni ilk hafta depresyona soktu ve 3 kilo vermemi sağladı. Annem, Merih anne derken, 2 aydır bir annenin varlığına o kadar alışmışım ki... Dönünce ne yapacağımı şaşırdım. Özellikle yalnız kaldığım ilk pazartesiyi unutamıyorum. Kerem 6.30da kalktı! Uyanmak zorundayım çünkü evde başka kimse yok! Ve kahvaltı hazırlamam lazım... Ama ne hazırlayacağım ki??? Bir panik dalgası

Eğer yeni anneysen ve bebeğin en gıdalara yeni yeni geçiyorsa beni anlarsın. Belli bir tecrübe ve planlama gerektiriyor bu yemek işi. Mesela peynirini geceden suya koyman lazım ki tuzu gitsin. Yoğurdu geceden mayalaman lazımki ertesi güne hazır olsun. Evde yiyecek sebze meyve bol olmalı hazırda, ki öğünü geldiğinde hemen bir çorba yapıver veya meyve verebil.

İlk pazartesi bir uyandım, zaten afyonum patlamamış, zaten yalnızım, zaten depresyondayım...  Bir de uyanır uyanmaz acıkmam ben, en az 2 saat sonra yerim. Haliyle kahvaltı hazırlayacak olma duygusu bile midemi bulandırmaya yetiyor. Ama el mecbur, mutfağa gidiyorum... Bir de ne göreyim?! Peynir koymamışım ki! E ne yiyecek bu çocuk? “Salatalık vereyim kemirsin bari”. O sırada ben de omlet yapayım yumurtanın sarısından. Ama o da ne?! Yüzünü ovuşturuyor bu çocuk. Tabi ben yataktan kalkıp kahvaltı hazırlayana kadar saat 8.30 oldu, uykusu geldi. Uykusu varken zaten yemek yemez ki... Yemekleri alıp alıp atıyor her yere, kafasına yüzüne sürüyor. Mecbur banyoya götürüyorum... Çığlık kıyamet yıkıyorum Keremi... Sonra can hıraş alt bağlama, temiz kıyafet giydirme derken ohh çok şükür meme var da susuyor. Emerken uyutuyorum artık. 6 aylık olana kadar hep ayakta kucağımda salladım ama artık 8,5 kg oldu ve benim artık ayakta kucakta gezdirerek uyutmaya gücüm yok. Uyutup koyuyorum yanıma, ben de yanına kıvrılıveriyorum. Beraber yatarsak 1,5 saat uyur, yoksa 45dk…

Bir de kabızlık derdi var. Bodrum’da başladı. 5 gün yapmadı, tam fitille yaptırayım dedim, kendiliğinden yaptı. Sonra 4 gün yapmadı. Belli ki ek gıdalardan biri dokunuyor diyerek kestim herşeyi, sıfırladım, sadece anne sütüne döndüm. İstanbul’a gelmemizle tekrar başladım yemeklere, ve tekrar kabız oldu.

İlk pazartesiyi atlattıktan sonra diğer günler nispeten daha kolaydı. Hala ne pişiricem derdi vardı ama internetten youtube’dan araştırmaya başladım, çeşitli sebzeler aldım, çorbalar yaptım. Bu arada BLW’de yalan oldu. Önüne haşlayarak koyduğum, veya birşekilde kendi kendine yiyecileceği forma getirdiğim, patates dahil hiçbir sebzeyi yemeyince, kaka yapabilmesi için zorla sebze çorbası içirmeye başladım. Ama kaşığa karşı tepkiliydi, ağzını hiç açmıyor, kafasını çeviriyor, eliyle itiyor, en sonunda çok ısrar edersem ağlamaya başlıyordu. Bu inat öyle bir hal aldı ki, birkaç gün sonra mama sandalyesine oturtmaya çalışmamla ciyak ciyak ağlamaya başlar oldu. Bu en korktuğum şey… Çünkü ben istiyorum ki, yemek sofrada yeniri öğrensin. Mama sandalyesi sadece yemek yemek için kullanılan bir araç olsun, orda oyun oynanmasın, yemek yensin ve kalkılsın. Eğer mama sandalyesinden nefret ederse, peşinden koşarak yemek yedirmem gerekir ki, bu heryerin batması anlamına gelir.

Çareyi zorlamamakta bulduk. Mama sandalyesine oturtup ağlamasın diye önüne kendi tutabileceği yemekler koymaya devam ettim. Birkaç gün hiç kaşıkla beslemedim ve çok şükür o ağlamaları geçti. Sonrasında da, su veriyorum diye ağzını açtırdığımda bir kaşık çorba tıktım. Biraz kendi yedi, biraz ben tıktım, böyle böyle bugünlere geldik.

Kabızlığını da kuru kayısı ile yendik. Hala zor yapıyor ama en azından hergün yapıyor. Kuru kayısıyı iyice haşlayıp yumuşacık bir hale getiriyoruz ve o şekilde kaşıkla yediriyoruz. Allahtan seviyor.

Konuyu baya dağıttım… Geri dönecek olursak, 5 Ağustosta İstanbul’a döndükten sonra kendime gelmem 2 hafta aldı. Birsen Abla ve ablam arada bana yardıma geldi. Geldiğimin ilk haftası eve kamera ve klima taktırdım, ve yoğun bir bakıcı arayışına girdim. Depresyonumun en temel sebebi de işte bu bakıcı arayışı. Ben sanıyordum ki, etraf bakıcı dolu, döner dönmez günde 10 kişiyle görüşmeler yapacağım… Ama öyle olmuyormuş. İlk hafta tamamen etrafa, ajanslara haber salmakla geçti. Ektiğim tohumların ürününü anca 1 hafta sonra almaya başladım.

4 kadınla görüştüm… 5. Görüştüğüm kişi Şemşat’tı. 14 Ağustos’ta görüştük ve şimdiye kadar görüştüklerim içinde tek referans verebilen bakıcıydı. Kanım da kaynadı, ve ilk görüştüğümüzde prensipte anlaştık. 1 hafta süre verdik birbirimize, diğer insanlarla görüşmek için, ama haftanın sonu gelmeden “kesin” olarak anlaşmıştık. Ne var ki 1 eylülde başlayabiliyordu, ve bu benim 2 hafta daha idare etmem gerektiği anlamına geliyordu. Ne yapalım, katlanıcaz, iyi bir bakıcı bulmak kolay iş değil, her istediğin aynı anda olmuyor.

Madem yalnızım, işleri hallettim, bakıcıyla da prensipte anlaştım, bari 4 günlüğüne annemlerin yanına gideyim dedim, Melda, Kerem ben beraber Datça’ya gittik. Anne gibisi yok, 4 gün onlar Kerem’le ilgilendi, ben de biraz dinlendim, kendime geldim. Bu sefer İstanbul’a dönüşüm ilk seferki gibi bir depresyon etkisi yaratmadı. Ama hala yalnız olduğumdan, ve Kerem’in yere attıklarıyla beslenmekten en azından 68 kiloya kadar indim. Arada Birsen abla ve çocuklarıyla görüştüm, o bana geldi yardıma derken, böyle böyle zaman geçti ve Şemşat 5 Eylül’de bizde işe başladı.

İşe başlayana kadar 2 hafta zamanımız vardı. Birbirimize çabuk alıştık diyebilirim ama o iki hafta hayal ettiğim gibi geçmedi. Ben bakıcı olunca tatilde gibi olurum zannediyordum, ama haliyle kadına evin düzenini birinin öğretmesi gerektiğinden, o iki hafta ben de dolu dizgin çalıştım. Sonuç, bir kere bile havuza inemedim, doğru düzgün dinlenemedim. Ama olsun, en azından evde bir yardımcı var, artık mutfağı ben temizlemek zorunda değilim, yemek pişirmek ve çamaşır gibi işlerle ilgilenmek zorunda değilim.

19 eylül’de işe başladım. Sanki 10 ay ara vermemiş gibi hissediyorum, adeta dün işteymişim gibi hissettim. Ve kesinlikle işe başlamak bana çok iyi geldi. Bir kere, ne kadar uykusuz olsam da, sabah kalkıp, saçımı tarayıp giyinip makyaj yapıp evden çıkmak, ve masamda otururken, çayımı soğumadan içebilme lüksüne sahibim. Sosyalleşiyorum, iş arkadaşlarımla sohbet ediyorum, ve bir düzen içinde çalışıyorum. Evdeki kaotik ortam burda yok. En önemlisi kulağımda devamlı bir bebek ağlaması yok. Kerem için ilk gün baya zor geçti, uyurken çok ağladı ve biberonu reddetti ama 1. Haftanın sonunda O da baya alışmıştı. İlk bir hafta her öğlen eve emzirmeye gittim, ama 2. Hafta buna gerek kalmadı, süt içmesini de bir düzene oturtmaya başladık.

Bu yazıyı yazdığım tarih itibariyle işe başlayalı 2,5 hafta oldu ve ben hala işe gittiğim için çok mutluyum. Artık Pazartesi sendromum kalmadı, aksine Şemşat’ın izinli olduğu Pazar sendromum var J Kimi çocuk bakmayı, evde çocuklarıyla olmayı çok sever, ve bunu doğal bir içgüdüyle zorlanmadan yapar. Ben bu 9 aylık süreçte gördüm ki, ben diğer gruptayım – evden çıkması gereken, evde kalsa hasta olan o tiplerden.

Eğer bu yazıyı bir “anne” olarak okuyorsan, hatta şu an doğum iznindeysen, ve işe başlayacağın için karalar bağlıyorsan… Üzülme, yalnız değilsin! İşe başlamadan önce 1 ay ağladım, bebeğimi elin kadınına bırakıp nasıl işe gideceğim, bensiz ne yapacak diye. Annemin bana yaptığını ben de bebeğime yapacağım, onu bırakıp işe gideceğim diye vicdanım çok sızladı. Ama bak! Gayet normal bir insan oldum. Benim gibi bir sürü çocuk var annesi çalışan ve hepsi de gayet sağlıklı, sorumluluk sahibi bireyler. Annelerinden ayrı kalıyorlar diye psikopat olmuyorlar, hatta kendi ayakları üzerinde durmaya belki de mecburen daha erken başlıyorlar… Sen de işten geldiğinde, bebeğin uyuyana kadar olan süreyi onunla oynayarak, hep O’nun yanında olarak geçireceksin, ve böylece senden ayrı kaldığı gündüz saatlerini O’na unutturacaksın. Bebek bilecek ki “anne” saatim geldi. Kaliteli zaman diyorlar ya şimdi, işte sen de bebeğinle ilgilenerek, telefona tablete bakmadan bütün dikkatini O’na vererek O’nun yanında zaman geçireceksin… Hem zaten bir düşünsene; izinde evde olduğun zamanlarda ne kadar çocuğunla oturup oyun oynayacak zamanın oluyordu? Toplama baktığında belki de bebeğinle asıl çalışırken daha uzun zaman geçiriyor olacaksın.

Çalışan bir kadınsan, çalışan bir anne olmak senin ve dolayısıyla bebeğin için bence en sağlıklısı… Ve inan bana, biraz ayrı kalmak, sana da iyi gelecek J

01 Eylül 2016

36. HAFTA || Bebek ayağa kalktı

Kerem kendi kendine koltuğun yastıklarına tutunarak kendi başına ayağa kalktı.
Feci kabız! Keçi pisliği gibi kaka yaptı 3. Günde. Cts doktoruna gittik, şurup verdi. Ne dokunuyo bulmaya çalışıcaz.
Uykuları fena değil, 2-3 kez kalkıyor genelde.
Gündüz uykuları 2 tane oluyor, bi gün 1 kere uyudu, ikinciye uyutamadım. 

11 Ağustos 2016

33. HAFTA | Hafta Hafta Bebek



Hafta Hafta Bebek'te genel bilgilerdense Kerem'in ne yaşadığını anlatıyorum. 33. hafta içinde Kerem'in ne yaşadığı ve spesifik olarak neler yaptığı ile ilgili kayda değer bilgiler aşağıdaki şekilde; 
  • Bu haftanın başında Kerem nerdeyse hiç ek gıda almıyordu. Kakası bu sayede düzene girdi. Sonra gene yavaş yavaş yemek vermeye başladım ama kabızlık devam etti.
  • İstanbul'a dönmemizle Kerem yine odasında uyumaya başladı. Ama gece kalkmaları çok arttı.
  • Poposunun üzerinde oturup 1 saat oyun oynayabiliyor, hala emeklemiyor ama bazen bir arpa boyu yol katediyor. Çok da güzel ayağa kalkıyor. Artık 2 gündüz uykusu yapmaya başladı, 3ü bırakıyor sanırım 



4 Ağustos: Babam Bodrum'a geldi. Bu bizim son günümüz... yarın yolculuk var.


Meltem Beach Ortakent

5 Ağustos: Melda Kerem ve Ben İstanbul'a doğru yola çıkmadan önce bir aile fotoğrafı çekelim istedik. Ne yaptıysak Kerem'i güldüremedik çünkü çok uykusu vardı

5 Ağustos: Yoldayız. Kerem çok iyi bir yol arkadaşı oldu, hiç problem çıkarmadı, 3 kere kendi kendine uyudu. son uykusu 2,5 saat sürdü. İstanbul'a çok yaklaştığımızda artık sıkılmıştı ama haklıydı, ben de sıkılmıştım. İlk molamızı Bafa gölüne gelmeden verdik, sonra Manisa'da kebap yedik, en son da Bursa otobanına girmeden bir yerde mola verdik. Osmangazi köprüsünden geçerek bir anda kendimizi Gebzede bulduk, 11 saatte evdeydik.
Bunlar da 8 Ağustos Pazartesi Kerem'e pişirdiklerim
 



8 Ağustos: Baba işten gelince...

04 Ağustos 2016

32. HAFTA | Hafta Hafta Bebek

 

Hafta Hafta Bebek'te genel bilgilerdense Kerem'in ne yaşadığını anlatıyorum. 32. hafta içinde Kerem'in ne yaşadığı ve spesifik olarak neler yaptığı ile ilgili kayda değer bilgiler aşağıdaki şekilde; 
  • Kerem'de bir kabızlık problemi başladı. İlk seferinde 5. gün kaka yaptı. Sert değildi macun kıvamındaydı ama nedense uzun sürdü. Bunu yaptıktan sonra diğer kakasını da 4. gün yaptı. Sanırım birşey dokunuyor.  Ben o yüzden yemeklerini baya azalttım, sadece anne sütüne döndüm. Sıfırdan başlayıp neyin dokunduğunu bulmaya çalışacağım.
  • Bu haftanın en güzel şeyi ise, ellerimize tutunup hoop ayağa kalması :) Bayılıyor ayağa kalkmaya hiç oturmak istemiyor. 
  • Geceleri 1 kez kalkmaya başladı bu hafta 




28 Temmuz: Halamların evine misafirliğe gittik, Kerem'i havuza soktuk

28 Temmuz: Melda halamlardan yoga yapmaya çıkarken

30 Temmuz: Kereme omlet verdik kahvaltıda

30 Temmuz: Gölköy Karianda'da denize girdik



31 Temmuz: Aktur Ana Plaj

Aktur Ana Plaj


1 Ağustos: yine Gölköy'de denize girip ordan Yalıkavak Marina'ya geçtik. Kerem denizden saat 20'de kalkınca arabaya biner binmez sızdı :)

3 Ağustos: yine Karianda... Tatil bitiyor
 
Karianda iskele




























7. AY - KEREM'İN YEMEK ve UYKU DÜZENİ

 
Yine benzer bir yazıyı en son Kerem 5. ayını bitirdiğinde yazmıştım. O yazıdan sonra 2 hafta daha İstanbul'daydık... Kerem 5,5 aylık olduğundan beri ise yazlıklardayız. 

5. ay yazısından hatırlarsanız mükemmele yakın bir düzenimiz vardı... Yazlığa gelmemizle beraber o düzenimizden eser kalmadı. 

8 Haziranda annem ablam Kerem ve ben Bodrum'a uçtuk. 
 
 
 

Ertesi gün geceyarısı gibi de Efe geldi arabayla. Bu nedenle bırak kendi odasında uyumayı Kerem 2 gece benimle yanımda uyudu. Efe geldikten sonra da park yatağında bizim odamızda uyumaya devam etti, yazlıkta fazla oda yok çünkü.
Kerem'in İstanbul'daki odasına karanlığı sağlamak için özel perde yaptırtmıştım. Zifiri karanlık değil, ona da karşıyım ama baya loş bir ortam yaratabiliyorum o perdelerle. Bodrum'daki evde perdeler beyaz... Yazlık ev haliyle böyle oluyor. O nedenle normalde akşam 20'de saat gibi uyuyan sabah 07'de uyanan çocuk gitti 21'e doğru uyuyup sabah 06'da kalkan çocuk geldi. 
8-22 Haziran arası Bodrum'daki tatilimiz boyunca Kerem henüz oturamıyordu. Zaten 6. ayını da daha doldurmamıştı. Bu yüzden sadece anne sütüyle beslenmeye devam etti. Ek olarak sadece su vermeye başladık çünkü havalar o dönem çok sıcaktı, 40 dereceyi bulan sıcaklarda Kerem de çok terleyip su kaybediyordu. Zaten ihtiyacı varmış ki, suyu verdiğimde kana kana içti. Alıştırma bardaklarını Bodrum'a yanımda getirmediğimden Dr Brown biberonla verdim suyunu.

Tatilin bu ilk iki haftalık kısmında gündüzleri genelde 45 dk'lık 3 uyku yaptı, nadiren bazı uykularını 1,5 saate çıkardı.


Bodrum'da 2 hafta kaldıktan sonra Çeşme'ye gittik. Arabayı ablam kullandı, annem ön yolcu koltuğunda, ben Kerem'le arkada gittik. Gurbetçiler gibi doldurduk arabayı, yatağı bile sığdırdık inanamazsınız.


Adnan Menderes Havalimanı'nda annemle ablamı bıraktık, onlar ordan İstanbul'a döndüler, ve Merih anne havalimanından benim arabaya katıldı. Beraber Çeşme'ye gittik. Kerem 3 saatlik yol boyunca 2 kere koltuğunda otururken kendi kendine uykuya daldı. Bu bir mucize! Havalimanına vardığımızda da uyuyordu, ve Çeşme yolunun yarısında uyandı. Nispeten sorunsuz bir yolculuktu diyebilirim. Sadece eve 10dk kala biraz huysuzlandı çünkü acıktı :)

Çeşme'de 1 ay kaldık ve bu sürede uykuları Bodrum'dakinden daha kötü bir hal aldı. Gecede 3 kere kesin kalkıyordu. 23, 01:30, 04:30 ve 06 gibi uyanış. Yine park yatağında bizim odamızda yatıyordu ama hava çok sıcak olduğundan uyku kalitesini etkilemiş olabilir diye düşünüyorum. Bodrum'daki evde klima olduğu için gece bence daha rahat uyuyordu Kerem. Salondaki klimayı açıyorduk ve ordan Kerem'in yattığı odaya etki edebiliyordu. Böylece çok soğuk olmadan nem dengeleniyordu en azından. 

Gündüzleri 3 uyku yapıyordu, ama uyku süreleri gittikçe uzadı ve Çeşme tatilimizin sonlarına doğru 2 hatta 2,5 saati bulan öğle uykuları yaptığı için bazı günler 2 gündüz uykusuna düşmüştü.

Ek gidalara da Çeşme'de başladı. Gider gitmez ordaki Aile Sağlığı'nda 6. ay aşılarını vuruldu ve 3 gün bekledik. Çok şükür ateşi çıkmadı ve aşının etkisinin tamamen geçtiğini düşünerek 26 Haziran'da önüne ilk yiyeceklerini koydum. Kerem'le kendi kendine yeme yöntemini deniyoruz. Yemek detaylarını diğer yazılarda ve instagramda zaten paylaştığım için burda detaylara girmek istemiyorum. İlk 2 hafta günde bir öğün ile öğlenleri başladım daha sonra yanına kahvaltıyı ve öğleden sonra atıştırmasını ekledim. Temel gidası hala anne sütü, ne zaman isterse emziriyorum. Ama emzirdikten en az 1 saat sonra yemek veriyorum, yoksa öğürürken emdiği sütü kusabiliyor. 
Çeşme'deyken Kerem'le sabahtan akşama kadar deniz kenarında pek kalmadığımız için yemek düzeni daha iyiydi. Evde düzeneğimizi kurup kendi mama sandalyesinde temiz temiz! yedi. Denize de götüreceksek öğleden sonra götürüyorduk. Keremle Çeşme'de iki kere beach'lere gittik, birinde Babylon diğerinde Alaçatı Beach Resort'taydık. O günlerde Kerem'in bulaşık süngerinden deterjanına, ağız silme bezinden yemeklerine herşeyini yanımda taşımıştım. Plajdaki mama sandalyelerinin tepsilerini çıkartıp zor koşullarda dezenfekte ettim ama ne yalan söyliyim bana yine de pek temiz gelmiyordu. Sonuçta oturma yerini sadece silebiliyordum ve Kerem ellerini her yere sürebiliyordu. BLW için özellikle ilk aylarda dışarda yemek bence zor. O yüzden daha sonra eve yakın olan beachlere gittik, Kerem'i evde doyurup sonra yanımıza aldık.

20 Temmuz'da Çeşme'den geri Bodrum'a döndük. Efe bizimle 2 gün kalıp Cumartesi İstanbula geri döndü. Bodrum'da uyku düzeni tekrar düzeldi. Gecede en az 3 kez kalkan bebek, ilk iki gece 21'e doğru uyuduktan sonra 02 ve 05'te kalktı sonra da sadece gece bir kere 02'de kalkmaya başladı. Klimadan işte ben diyorum :) bu sefer kalın siyah bir kumaşı da perde olarak asınca, sabah kalkışını da en azından 6.30'a çekmeyi başardık. 

Bodrum'da yemek düzeni şaştı bu kez.  Sabahları kahvaltıyı evde ettikten sonra Kerem ilk uykusunu evde uyuyor. Uyanır uyanmaz kendimizi atıyoruz evden denize. Burda Kerem'le güzel geziyoruz. Ya yorgunluktan ya büyüdüğü için araba koltuğunda da çok güzel oturuyor. Denize sokuyoruz bol bol ve saati geldiğinde deniz kenarında pusetinde uyuyor. Tesislerin mama sandalyelerini temizlemek bana zor geldiği için öğlenleri sadece yoğurt veriyorum hatta bazı günler onu bile vermiyorum. Nasılsa süt içiyor ve şunun şurasında 2 haftalık bir süreç... Varsın yemesin, zaten hayatı boyunca yiyecek.

Burda bizimki baya sokak çocuğuna döndü bu arada. Bir iki gece akşam yemeğimizi de deniz kenarında yiyince uyuması gereken saatte yeni arabaya binmiş oldu ve biner binmez de sızdı :) eve vardığımızda hemen emzirip yatırdım ve uyanmadan uyumaya devam etti. 

6. ve 7. aylarını yazlıkta tamamlayan bebeğim, sanırım burda sokaklarda olmaya çok alıştı. Geçen akşam gittiğimiz Yalıkavak Palmarina'da bile o gürültüde mis gibi uyudu... 2 aylık tatilimiz artık bitiyor ve Paraz sanırım döndüğünde evini hatırlamayacak. Hatta evin içinde bir tek benle çok da sıkılabilir ama artık dönmek zorundayız... bakıcı bulmak ve evde bir düzen oturtmak zorundayız :)